20 Eylül 2017 Çarşamba

W Two Worlds

Hiç yapmadığım bir şey yapıp başladığım bir diziden bahsedeceğim bugün sizlere.
Hiç yapmadığım şey dizi izlemek değil elbette. Ya da burada dizi yorumlamak. Buna kim inanır?
Hiç yapmadığım şey instagramda bir fotoğraf görüp onun üzerine yorum morum bakmadan diziye izlemeye başlamam.

Çiftin bir fotoğrafı vardı gördüğüm görselde. Altında da, iki dünya arasında gidip gelen çift sizi de unutmadık, yazıyordu.
Ne?! İki dünya arasında gidip gelmek mi? hmmm.. fanstastik. Uzaylılar mı yoksa. Falan derken diziye başladımm.

Bahsedilen iki dünyadan biri tabii ki bizim yaşadığımız, diğeri de bir çizgi roman dünyası. Bölümleri internette yayınlanan ve adına webtoon denilen bir çizgi roman. Senelerdir devam eden ve fanatiklerinin olduğu bir çizgi roman.
Esas kızımız doktor, onun babası ise bu webtoonun yazarı.
Esas oğlan ise webtoon baş kahramanı.
Bir gün doktoru babasının yardımcılarından biri arar ve babasını hiçbir yerde bulamadığını söyler. Bunun üzerine doktor babasını ziyarete gider. Çizim yaptığı ekran bile açıktır. Henüz yayınlanmayan bölümde baş kahraman yerde kanlar içinde yatmaktadır. Ve doktor kendini birden o sahnenin içinde bulur. Çıktığında ise orada neler yaşadığını webtoon serisinde okuyacaktır.

Bu kadar anlatım yeter.
Anlaşıldı mı bilmiyorum.
Dizinin bence ilk on bölümü şahaneydi. Sonraki bölümlerinde artık biraz "fazla" gelmeye başladı. Nasıl toparlayacaklar falan merak ediyordum saçma geliyordu ama salakça gelmiyordu.
İlk bölümlerindeki bayılarak izlemelerim devam etmese de çok severek izlediğimi itiraf etmeliyim.
Bir de dizi bölümleri bir saat ya. Heyecanlı bir şeyler oluyor, Allah'tan daha bitmesine var, diyorum bir bakıyorum dizinin sonu gelmiş. Meğer bir saat geçmiş ben izlerken. O her bölümün bir saati nasıl böyle hızla geçip gidiyordu gram sıkmıyordu hayret ediyordum her bölüm bittiğinde. Haliyle en kısa sürede izlediği dizilerden biri oldu.


Tam bir webtoon karakteri tipiyle Lee Jong Suk esas oğlan, daha önce sanırım hiçbir dizide izlemediğim ancak bayılarak izlediğim Love 911 filminden Han Hyo-joo ise esas kız rolünde.
Normalde Lee Jong Suk kadar estetikli biri insana nasıl hoş gelir bilemiyorum ama tatlı bir çocuk. I Hear Your Voice'ta da tatlıydı. Burada da çok tatlı ve karizmatik. Özellikle saçlarını geriye taradığında. Ama dediğim gibi çok yapay da aynı zamanda. Neyse. Uzatmayayım çıkamam işin içinden.
Uyumlu bir çift olmuşlardı.

Başka yerde rastlamadığım için diziyi kendi keşfimmişçesine anlatasım var. Ama yeter. Bir dizi daha var aklımda, artık bir dizi daha izlersem onu izlerim ama benim yoğun dönemim ve vicdan azabım geri geldi. Siz de fazla izlemeyin.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Seninle

Size geçen hafta gittiğim anlık kısa tatilimde, bir çırpıda okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum; Seninle.

Bu kitap bende uzun süredir var aslında.
Hep son alınanları okumakla geçirdiğim için bazı kitaplar raflarda bekledikçe bekliyor. Keşke daha fazla okuyabilsem.

Okuduğum kitap bitmek üzereydi diye yazlığa giderken onu almayayım dedim gözüme de "seninle" ilişince aldım çıktım yola.

Seninle, türü itibariyle genç yetişkin kategorisindeymiş. Zaten kapağından anlamalıydım ama anlamadım. Kapağını da hiç sevmedim bu arada. Okuduktan sonra da sevmedim.
Ama kitabı çok sevdim. Çünkü bu tarz kitaplarda önemsenecek bir konu olmaz. Kafa dağıtır, pembe tutkulu bir aşk hikayesidir falan ama bu kitap, içinden cinselliği çıkardığınız zaman konusu sizi etkileyecek bir roman.

Kitap Nelly'nin ilk aşkını ve ilk aşkını elim bir kazada kaybettikten sonra abisi ile yakınlaşınca yaşadığı ikilem üzerine kurulu. Nelly önce çocukluk arkadaşı Kyle ile sevgili olmasını sonra onu nasıl kaybettiğini ve Kyle'ın abisi Colton ile işler nasıl buralara geldi onu anlatıyor. Arada ama nadiren anlatıcı değişip Colton oluyor.
Yazar bazen sayfalarca, keşke sansürlü yazsaydı, dediğiniz kısımlara yer vermiş. Sayfalarca :))
Özellikle ilk başlarda, madem asıl aşkın bu değil bari bunları kısa geçseydin, dediğim de oldu.
Ama bu türü sevenler bayılacaklardır buna eminim.
Şu anda kitapyurdu sitesinde de çok uyguna alabilirsiniz. 8,80 ne ya?! Harika!

Bence, madem anlatıcı olarak Colton'a da yer verecekti yazar, onun hikayesini de baştan onun ağzından dinleyebilirdik, daha güzel olurdu.

Tatile gitmeden evvel bana mesaj atıp soruyorsunuz ya, ne götüreyim yanımda, diye. Gelecek sene için unuturum belki ben siz unutmayın, şimdiden not alın.

15 Eylül 2017 Cuma

Evde Ekmek Yapımı

Instagramda Gurmeanne'yi takip ediyorum ya ben; dehşet ekmekler yapıyor ekşi mayalı, heveslendiriyor beni.
Sadece ekmek mi daha neler neler. Heveslenmek şöyle olsun bir de deli oluyorum.
Neyse bu yazıdan sonra bir gurmeanne tanıtım yazısı yazayım ki neden bahsettiğimi anlayın.
Aslında önce yazsaydım, ekmek çılgınlığımın müsebbibini tanırdınız.
Tabii bir de Esma var. Esmalara gittiğimizde evde yaptıkları ekmekle evde ekmek yapmak isteğim tavan yaptı hatta birkaç gün ekmek makinesi alalım diye dolandım.😊


Ekşi maya vermişti yengeme Filiz, ben de yengemden aldım ama yaşatamadım mı yaşattım da anlamadım mı yoksa anladım da ekşi mayalı ekmek zor geldiğinden işime mi gelmedi bilmiyorum ama ekşi mayayı kullanmayı şimdiden rafa kaldırdım.
Sonra meşhur Sümeyye Ömer'in kolay ekmek tarifine denk geldim.
Nasıl kolay! denemeli dedim ve denedim, sonuç mükemmel!

Üstelik ben yine Filiz sayesinde öğrendiğim halk ekmekte satılan organik tam buğday unuyla yapıyorum bu ekmeği. Muhteşem oluyor.

Her hafta sonu ekmeğim hazır.
Önceleri sabah namazından sonra yatmayarak yapıyordum ancak benim şahane akıl küpü annem akşam yatmadan evvel yapmamı söyledi. Öyle ya nasılsa sıcak sıcak yenmiyordu biraz beklemek gerekiyordu. Akşamdan yapmak hem daha kolay hem daha harika oldu.

Size tarifi yazıyorum ancak Sümeyye Ömer'in sayfasından videolu paylaşıma bakmanızı öneririm. Ne kadar kolay olduğunu görünce muhakkak deneyeceksiniz!
9.5 sb un
5 sb su
1 paket toz maya
1.5 yk toz şeker
yarım yemek kaşığı tuz
Hazırlanışı: un, tuz, şeker maya karıştırılır. Ilık su yavaş yavaş eklenir. Neredeyse cıvık bir hamur elde edilir. Sıcak bir yerde mayalandırılır. 1 saat sonra yağlı kağıt konmuş fırın tepsine hamur dökülür ve 200 derecede 40-45 dk pişmeye bırakılır. Fırından çıkınca üzeri sofra bezi ile sarılıp dinlendirmeye bırakılır.

Ben bazen içine, üstüne ceviz veya çekirdek içi, bazen ikisini beraber, yetmedi fındık koyuyorum. Çörekotu susam serpiyorum. Deniyorum bir şeyler.



Şimdilik hedefimiz biraz daha katı yoğurarak şekil vermek.
Sonraki hedefimiz ise ekşi maya!

Yaşasın ekmeğini kendi yapmak!

13 Eylül 2017 Çarşamba

Dangal

Dangal ülkemizde ikinci kez gösterime girmiş bir Hint filmi.
Aamir Khan filmi.
Online izlemek isterseniz sitelerde bulabilirsiniz, indirmek isterseniz indirebilirsiniz ama sinemada izleme imkanınız varsa sinemada izleyiniz.

Güreşte çok başarılı hatta tutkuyla bağlı Mahavir, ailesinin mani olması nedeniyle güreşi bırakmıştır. En büyük hayali erkek evladını iyi bir güreşçi olarak yetiştirim ülkesi için madalya kazanmasını sağlamak.
Ancak bir sorun vardır. Her seferinde erkek evlat bekleyen Mahavir'in dört tane kızı olur.
Neredeyse hayata küsen Mahavir, kızlarının bir kavgaya karışması ve o kavgada kendinden büyük erkekleri pataklaması üzerine canlanır ve..

Mahavir karakteri tabii ki Aamir Khan canlandırıyor.
Film tek kelimeyle: ŞAHANE!
Hı hı, büyük harflerle ve sonunda ünlem var.
Hem güldürüyor, hem ağlatıyor; hop oturtup, hop kaldırtıyor.
Yaklaşık üç saat sürüyor ama bir an bile sıkılmadım.
Süperdi cidden.

Bu arada filmin müziklerine de bayıldım.
Ailecek izlenecek bir filmdir. İçiniz rahat izleyebilirsiniz.

11 Eylül 2017 Pazartesi

Kelebek ile Keman

Gelelim bir yahudi soykırımı alt yapılı romana daha.
Bu tarz kitapları her okuyuşumda, bu konulu kitapları okumak istemediğimi, söylememe rağmen yine de okuyorum, değil mi?
Ama öyle okumak istemiyorum.
Genelde kitapların konusuna, arka kapakta yazan hikayesine bakmıyorum ama bunu biliyorsunuz.
Bu yahudi soykırımlı kitapları okumamak istemememin nedeni de hristiyanların yahudi düşmanlığı gibi değil. Bunu da açıklamayı borç bilirim. Sadece samimiyetsiz geliyor. Dünya üzerinde bu kadar acı varken, üstelik bunların yarısına yahudiler sebep oluyorken, hristiyanların çıkıp da, biz seneler evvel sizden sabun yaptık ama hepimiz öyle değiliz biz aslında iyiyiz, diye günah çıkarmaları samimiyetsiz geliyor.
Ne yapacaksınız yani şimdiki katliamların üzerinden 70-80 yıl geçtikten sonra, ya kusura bakmayın biz de böyle olsun istemezdik mi, diyeceksiniz?
İşte bu konuları okumamak istemememin sebebi bu.

Bu kitapta yahudilere yardım eden avusturyalıların yahudiler gibi kampa düşmesi anlatılıyor.
Bu da bana şey gibi geliyor; bakın işte biz de çektik.
Erik Ağacı da böyleydi. Yani gerçekten günah çıkarıyorlar. E yahudiler bu soykırımın ajitasyonunu yapmaya devam ederse günah çıkaran çok olur.
İkili bir hikayesi var biri günümüzde geçiyor haliyle.
Günümüzde geçen kısımda Sanat galerisi işleten (sanat galerisi işletmek demek de kulağa abes geliyor) Sera James soykırım zamanından kalma bir tabloyu araştırmakta. Bu tabloyu ararken de yolu William ile kesişiyor.
Yazar sanat tarihi mezunuymuş ve soykırım zamanında kalma ciddi eserler varmış. Üniverite bunu ilk duyduğundan beri bu konuya eğilmiş. Yine yazarın instagram profiline baktığınız zaman dindar bir hristiyan olduğunu anlamanız mümkün.
Bunu romana da serpiştirmiş. Hem de iki hikayeye de.
Geçmiş hikayede Adele'nin gücünü Tanrıdan alması hoştu ancak günümüz hikayesinde Sera ile William'ınki biraz zorlamaydı.

Özetle kitaba duyduğum tüm olumsuzluğa rağmen beğendiğimi söylemeliyim :) Buna ben de şaşırdım.
Yer yer acemice yazılmış kısımlar olduğunu düşünüyorum ama. Aşırı olmamakla birlikte tekrara düşülmüş gibiydi; sayfada bir diyalog var diyelim, ikinci sayfada Sera yanlış bir yerde şaşırıyor aynı kişi olayları ona tekrar anlatıyor. Halbuki Sera aptal bir karakter değil. Böyle ufak tefek ama sıkan yerler. Ama az.

Yalnız sıkı eleştirdim değil mi?
Yahudi soykırımını, ikinci dünya savaşını anlatan ama detayla boğmayan kitaplardan, hatta iki hikayeli hikayelerden hoşlanıyorsanız çok seveceğinize eminim. Ben tüm olumsuzluklarına rağmen -keyifle demeyeyim çünkü acıklı bir hikaye- ilgiyle okudum.

8 Eylül 2017 Cuma

Biten Ürünler 2

Galiba ikinci kez bu tarz bir yazı yazıyorum.
Bu sefer peş peşe bittiler de ondan bu fotoğraf çekildi.


1. Ürün aşırı kuru ciltler için ya da soğuktan pul pul dökülen ciltler için anında ferahlık ve nemlendirme sağlıyor diye duyduğumdan almıştım. Pek sevmedim. bitene kadar da kullandım üstelik. Hem de paraben içeriyor.

2. Ya ben Rexonacıyım, dove bitti ben gidip rexona aldım yine. Demek ki...

3. Vichy seviyorum. AMa öyle çok büyük etkilerini gözlemlemedim. Bir daha alır mıyım? Tabii ki :)

4. Neutrogena'nın yeni -gerçi artık eskidi ama ben aldığımda yeni çıkmıştı- yüz nemlendiricisi. 24 TL miydi neydi ben alırken şimdi 36 TL. Biraz abartmıyor muyuz? Fiyatına göre güzel bir nemlendiriciydi bence. Gene alır mıyım? Şu anki nemlendiricime bağlı. Onu sevmezsem gene neutrogena alabilirim.

5. Bundan vazgeçmem. Bittikçe aldığım tek ürün belki de ♥

6. Güzel.

Bana vazgeçemediğiniz ürünlerden bahsetseniz çok makbule geçer. Çok seviyorum kozmetik muhabbetini.

6 Eylül 2017 Çarşamba

Goblin


Goblin'den önce izlediğim The Legend of Blue Sea dizisinin yazısını yazmadan Goblin yazısı mı yazıyorum yoksa?
Goblini izledim.
İzlerken instagramdan paylaştım.
Whatsapptan paylaştım.
Habire ondan bahsettim.
Aslında burada yazmama bile gerek yok.
Gerçi ben instagramda paylaştığımda da sona ben kaldım sanmıştım ama o hooo storye mesaj yağdı.

Şimdi bu dizi biraz tanrılı melekli bir dizi.
İlk bölümde, tövbe tövbe izlemesem mi ne diyor bu zındıklar, moduna girdiysem de, merak da ettim.
Hemen muhafazakar geçinen ablaların, bacıların yorumlarını aradım. O hoo.. hacıdan hocadan korkacaksın, derler ya bayılmışlar diziye, izleyin de izleyin, diyorlar.
Bunlar benden daha dindar, bunlar izlediyse ben de izlerim ya hu, dedim. İzledim 🙈

Burada yaptığım hiçbir yorum yaptırım içermez, günahı boynunuza ama bunu baştan söyleyeyim. Öte tarafta asla günahınıza ortak olmam, herkesin kendi aklı var, bir blog yazısı yazdık diye beni ateşe atmanıza müsade edemem!


Uyarımı da yaptıktan sonra, (😂😂, korkarım insanların daha çok merak etmesine neden olacağım) konusuna gelirsek, gerçekten nasıl anlatsam bilemiyorum.

Kim Shin geçmiş yaşantısı neticesinde antromorfik bir tanrıya dönüşür ve Goblin olarak anılır. Goblin herhalde gene bu kore efsanelerinden. Çünkü onlarda Goblin masalları, kitapları falan var. Ölümsüz bir hayatla ödüllendirilir/cezalandırılır. Yıllarca.. ne yıllarcası, yüzyıllarca sevdikleri birbir kaybetmenin acısını yaşayacaktır/yaşamıştır. Onu bu durumdan sadece Goblin'in gelini kurtarabilir.

Bu dizide karakterler harikaydı. Hepsine bayıldım çok sevdim. Hele Yoo In-na'nın karakteri Sunny var ya 😍😍😍
Diyaloglar, espriler muhteşemdi. Kah kahkahalarla güldürdü, kah ağlattı.
Goblin ve geliniyle olan sahneler kadar, Goblin ve Azrail sahneleri de büyüleyiciydi.
Dizinin sonunda bir de, hatta arada da, özel bölümler vardı ki aman Yarabbi! O kadar eğlenceli!


Sonu önemlidir kore dizilerinde. Gittikçe düzeltiyorlar ama sanki değil mi?
Her ne kadar fantastik bir dizi olsa da sonu ı ıh.. öylece geri.. spoiler olmasın. Sevindim tabii öyle olmasına ama benim sonum daha başarılıydı. Age of Adaline izlediniz mi? Heh anladınız bence izlediyseniz ne demek istediğimi 😉

Son olarak bunca yıldan sonra ilk kez Gong Yoo'yu izlemekten mutluyum ama beklediğim bir sahne vardı. Ama o yoktu dizide. Bundan yana üzgünüm açıkçası.

4 Eylül 2017 Pazartesi

Bir Aşk Çarpıntısı

Günlerden bir gün.
Bütün kitaplarımı yarım yarım bırakıyorum okuyamıyorum falan.
Hepsi mi sıkıcı geliyor kardeşim? Ama geliyor işte.
Dedim, böyle devam etmez.
Şöyle elime aldığım gibi aksın gitsin rahat bir şeyler okuyayım ödev mi yapıyorum tez mi hazırlıyorum, bu  ne işkence, rahat bir şey okuyayım, dedim. Kitaplıkta bekleyen kitaplara göz attım.
İşte pembe bir kitap.
Ne zamandır o rafta hiçbir fikrim yok. Okuma listemde bile değil.
Ama işte! Onu seçtim!

Adı çıkmış bekar bir anne olan Maddie, işe giderken bir kaza geçirir. Kendisine çarpan şahıs işverenlerinin oğlu Mac, adaya yeni gelmiş, Maddie'nin başında dolanan uğursuzluklarından hepsinden bihaberdir. Vicdan azabı duyan Mac, Maddie iyileşene kadar ona yardım etmeye karar verir ve Maddie bu karara ne kadar karşı çıksa da onu vazgeçiremez.
Gidişat belli değil mi?
Olsun. ♥
Tam istediğim şeyi verdi bana kitap. Birkaç saat de olsa beni İstanbul'dan hayatımdan uzaklaştırıp Gansett Adası sakinlerinin arasına karıştırdı.
Birkaç saat diyorum çünkü başladığım akşam bitti.
Ondan sonra nihayet diğer kitaplara da geçebildim, yarım kitaplardan bazılarını bitirebildim.
Böyle kitaplar bu yüzden var, biliyorsunuz değil mi?
İyi ki varlar.
Bu kitap bir seri başlangıcı bu arada. Her kitapta başka karakterlere yoğunlaşıyormuş yazar. Bağımsız da okunur herhalde diye umuyorum çünkü hepsini okumak isterim ama okuyamam. Mesela kitaplardan biri kesinlikle Mac'in kız kardeşinin hikayesidir. Onun hikayesi hangi kitapta anlatılıyor acaba. Onu da isterdim okumayı. Bana almak ister misiniz? 😂
Elimde bir de Marie Force'un Aşka Son Bir Şans isimli kitabı var. Bu serinin kaçıncı kitabı bilmiyorum ama yakında onu da okumayı düşünüyorum.
Hasılı sadece meraklısına öneriyorum ya da işte benim gibi bunalıp pembiş bir aşk kitabı okumak isteyenlere.😊

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Iron Man 2-3

Sherlock'un Kadınları isimli kitabı okuyordum, tamam mı?
Canım Robert Downey Jr.lı Sherlock Holmes izlemek istedi.
Aslında bir ara Sherlock dizisine başlamayı bile düşündüm. Ama neyse filmi açtım baktım sahneler aklımda, filmi tekrar izlemeye gerek görmedim. Ancak özlemişim işte Robert Downey Jr. izlemem lazım. Derken wa la! Iron Man 2'yi izlemediğim geldi aklıma.

Iron Man 2'de Tony Stark'ın zırhının özelliklerini hükümet yararına verilmesi istenmektedir. Bu arada çeşitli denemeler de yapılmaktadır. Bunlardan biri de hammer mıydı neydi adı, silah üreticisinin takıntılı derecede zırhtan yapmak istemesi bu uğurda bir suçluyu çalıştırmasıdır.
Suçlunun da garezi var mıymış eskilerden Tony Stark'a!
Seyreyle cümbüşü.
Aslında keyifli bir film olmasına rağmen çoğu atraksiyon filmin sonunda. Ondan öncesinde Tony Stark Show izliyoruz. Tabii ki sıkıcı değil. Baştan sona aşırı özgüvenli, nükteli Tony Stark'ı yani bu role inanılmaz yakışan Robert Downey Jr'ı izlesem bile şikayetçi olmazdım.
Zaten başta da amacım oydu 😊
Ama işte Iron Man 3 ile kıyaslayınca.. Çok durağan bile diyebiliriz.
Konuyu üstün körü geçtim. Scarlet Johanson rolu ve amacı hadi süpriziniz olsun 😜

Iron Man 3'e gelirsek...

Baştan sona aksiyon, heyecan, olay.
İlk önce 1999 yılına gidiyor ve izleyeceğimiz filmdeki düşmanın ortaya çıkışının sebebinin yine kendi olduğundan dem vuruyor.
Pepper'la sevgililer bu arada. Ülkeyi, sevdiğini/sevdiklerini ve kendini korumak için canla başla baştan sonra bir mücadeleden oluşuyor film.
Gene bildiğimiz zekice kurgulanmış diyaloglar, göndermeler, şahane Stark..

Robert Downey Jr. şahane!
Küstah haller, kibirli laflar, yüksek ego! Nasıl bu kadar yakıştırır ve nasıl bu kadar sevimli olabilir bir insan?!

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Sherlock'un Kadınları


Sherlock Holmes etrafında dolanıp duruyorum ama bir türlü Sherlock okuyamıyorum.
Evet bu kitap da bana asıl okumama gerekenin Sir Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes'u olduğunu hatırlattı.
Çünkü yazar bir Sherlock hayranı.
Defalarca okumuş kitaplarını. Aklına, kitaplarda sadece ismi geçen bir karakter ve Sherlock Holmes'un  ev sahibi olan Bayan Hudson'a başrol verme fikri gelince de ortaya bu kitap çıkmış.

Sherlock Holmes'un geri çevirdiği davalardan birini üstleniyor Bayan Hudson.
Bayan Hudson ve Doktor Watson'ın eşi Bayan Watson. Sherlock Holmes'un durumdan haberi yok tabii.
Kadın oldukları için fazla dikkat çekmiyorlar ve kadınlar onlara daha rahat içlerini dökebiliyor.
Sonuçta ortada kadınlara şantaj eden biri ve onları zor durumda bırakan hatta ölümle sonuçlanan vakıalar var. Kadınların çözmesi de gayet makul.
Tabii bir kadın gözüyle bunları söyleyebiliyorum. Erkek bakış açısı kitapta yer alıyor.
Bu noktada yazarın biraz feminist olmasından şüphelendiğimi belirtmem gerekir.

Sonuç itibariyle güzel bir polisiyeydi. Ancak ben Sherlock okumadığım için karakterlerin ruhu tam yansıtılmış mıydı, bir fikir sahibi değilim.
Yine de dediğim gibi Sherlock kitaplarına merak saldım.
Belli ki bir gün Sherlock okumam gerekecek.

27 Ağustos 2017 Pazar

Azra Akın'ın Gelinliği ve Düğünü

Azra Akın 4 yıldır birlikte olduğu Atakan Koru ile Edirne Keşan'da bir kır düğünü ile evlendi.
Ne zamandır düğün yazısı hazırlamıyordum.
Üstelik bu da bahsetmeye değer bir düğün.

Birkaç gün önce nikah görüntülerini gördük. Takip etmiyorsanız söyleyeyim instagram hesabımda genelde bu konular tazeyken kaynatıyoruz. Özellikle story coşuyor😂

Azra Akın'ın nikahta giydiği gelinlik, yaw gelinlik de denmiyor ama alışıyoruz işte, geceliğimsi beyaz elbise Galia Lahav tasarımı. Bu tasarımcının öyle hoş gelinlikleri var ki.. Neden bu, bilemiyorum.
Ama doğada, böyle sarı otların içinde fena durmamış hadi hakkını yemeyeyim.
Kız da dünya güzeli neticede. Çuval giymişliği ve yakıştırmışlığı var.
Nasılsa arkadan gelen bir düğün var.

Anlaşıldığı üzere bu tip gelinliklere alıştırdılar bizi.


Düğüne gelirsek.
Düğün herkesin takdirlerini topladı. Oteller, yatlar, katlar, yurt dışına kaçıp evlenmeler dursun bizim çift Edirne Keşan'da bir restaurantta düğününü yapsın!
Gayet güzel bir yer. Düğün de çok kalabalık. Bir güzel de eğlenmişler fotoğraflardan anladığım kadarıyla.
Ama gelelim Gelinliğe.
Cemil İpekçi imzalı gelinliği görünce, nikahta giydiği geceliğimsi gelinlik gözüme hiç fena gelmedi.
Aslında profesyonel çekim fotoğraflar değil bunlar, dolayısıyla belki yakından daha güzeldir ama gördüğüm kadarıyla.. 🙊
Şu boynundaki şeyi hiç sevmedim. O olmasa gene neyse.
Cemil İpekçi iğne oyası falan yapmış bu gelinlik için.
Neden? Duvağı sonradan mevlütlerde başına örtsün diye mi?
Kız güzel, oğlan yakışıklı. Mutlululuk fışkırıyor fotoraflardan. Allah Mesud etsin.

İki gelinlikten en beğendiğin hangisi derseniz, en çok Cemil İpekçi'yi beğendim, derim.
Siz?

25 Ağustos 2017 Cuma

Etsiz Türlü

Ara ara pazara gidince insan kendini kaybedebiliyor. 
Ben de her hafta olmasa da arada bir mahalle pazarına gidiyorum ve o sebzelerin meyvelerin içinde Kendimden geçiyorum. Hepsini hepsini almak istiyorum, tek kişinin yiyemeyeceğini biliyorum oysa.
Kızartma yaparım diye patlıcan kabak almıştım ama yapmadım mesela.
Türlü olmaz mı ya, dedim. Ama annem hep et koyar sebze yemeklerine. Etsiz deneyeyim dedim ama mükemmel oldu.
Ve inanılmaz kolay. 
O yüzden burada paylaşmak istedim.
Evde ne varsa o kadar kullandım ama yine de ölçü vereceğim.

Malzemeler:
1 soğan
5 çarliston biber
1 patates
3 küçük patlıcan
1 büyük kabak
3 diş sarımsak
6-7 domates
yarım çay bardağı su
tuz

Orta boy bir tencereyi alıyoruz. Ben teflon tencerede yaptım. 
En alta yemeklik doğradığım soğanları koydum. Doğradığım biberleri ekledim.
Üstüne orta büyüklükte doğradığım patatesleri koydum.
Onun üstüne alacalı soyup iri küp küp doğradığım patlıcanları, onun da üzerine kabağı koydum.
Sarımsakları dilimledim, tuzu serptim.
Küp küp doğradığım üç domatesi üzerine koydum ve zeytinyağı gezdirdim.
Biraz salçalı su dökecektim ama o da ne?! Salça yokmuş ki evde. Bunun üzerine evdeki tüm domatesleri doğradım ve nihayet ocağa koydum, kapağını kapadım.
Önce yüksek ateşte suyunu biraz salsın, dedim ama başında beklemeye hiç niyetim olmadığından yarım çay bardağı suyu üzerine gezdirip kapağını kapattım, ocağın altına da kıstım.
1 saat hiç ellemedim çünkü Poldark izlerken unutmuşum 😂😂
Bölüm bitince aklıma geldi hemen mutfağa koşup, altını kapattım ama neyse ki bir şey olmamıştı.
Düzeltiyorum bir şey olmamış olur mu muazzam bir yemeğim olmuştu.
Ama bayıla bayıla dedim.
Aman ne becerikliyim, elim de ne lezzetli, diye diye yedim. Biraz fazla pişmişti ama olsundu.
😎 Çok da alçak gönüllüyümdür.
Bu kadar kolay ama bir o kadar da lezzetli bir yemeği bile yapamayan yoktur, yapın yiyin kız. 
Afiyet olsun.
Bu gün pazarımız var ben gene gitsem mi?

24 Ağustos 2017 Perşembe

Neden Bir Su Pınarı Kullanmalısınız?

Buzdolabını açtığınızda dışı buğulanmış pet su şişeleri görmek istemiyorsanız, içtiğiniz suyun sıcaklığını kontrol edebilmek ve hem hijyenik, hem de pratik bir şekilde su içmek istiyorsanız, bir su pınarı kullanmanın zamanı gelmiş demektir. Sanılanın aksine, su pınarları ofislere özgü cihazlar değiller. Evde de rahatlıkla kullanılabiliyorlar, aynı benim yaptığım gibi. Plastik bir pompaya basarak su doldurmaktan sıkıldıysanız ve o plastik pompaların kanserojen maddeler içerdiğini biliyorsanız, sizin de su sebili kullanmanız gerekiyor. Pratik, hijyenik, sağlıklı ve lezzetli: Suyunuz tüm bu özellikleri taşımalı.




Ne yazık ki, piyasadaki su sebillerinin çoğunun üretim kalitesi son derece düşük. Çoğu, maliyeti düşürmek için plastik hazneler ve bölmeler kullanıyor. Bu tarz su sebillerinden uzak durun, zira damacana sulara kıyasla hiçbir faydaları bulunmuyor. Hatta daha sağlıksız oldukları bile söylenebilir, zira plastik bölmeler kısa süre içinde kireç tutup suyun lezzetini değiştiriyor. Yeni su sebili mevzuatına uygun, paslanmaz çelikten imal edilmiş hazne ve bölmelere sahip sebiller tercih etmelisiniz: Uğur Soğutma tarafından üretilen USP 20 D, tüm bu özellikleri taşıyor.

                                                        
Tek avantajı bu değil elbette, USP 20 D üç musluğa sahip. Bu durum zannettiğinizden daha önemli, zira sıcak ve soğuk su musluklarına ek olarak normal su musluğu bulundurması, hava sıcaklığı uygunsa suyu doğal sıcaklığında içmenizi sağlıyor. Sıcak/soğuk musluklarla oynayarak ideal su sıcaklığını yakalamaya çalışan (ve başaramayan) herkes, bu özelliği takdir edecektir. Soğuk su bölmesi saatte 5 litre, sıcak su bölmesi ise saatte 2 litre su kapasitesine sahip, yani en kalabalık ailelerin (veya ofislerin) bile ihtiyacını rahatlıkla karşılayabiliyor. Suyu 5 dereceye kadar soğutabilen, 85 dereceye kadar da ısıtabilen USP 20 D, tüm standart damacanalar ile uyumlu. Alt kısmında da kapalı bir muhafaza alanı bulunuyor: Benim yaptığım gibi, yedek damacanayı burada depolayabilirsiniz. Yaklaşık bir aydan beri kullandığım USP 20 D, tüm beklentilerini karşıladı ve uygun bir fiyata son derece kaliteli bir su sebili sahibi olmamı sağladı. Gönül rahatlığı ile tavsiye ettiğim bu modeli https://satis.ugur.com.tr/item/usp-20-d/100017 adresinden peşin fiyatına 12 taksitle satın alabilirsiniz.

                                             
Bir boomads advertorial içeriğidir.

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Poldark

Poldark, benim yıllardır önce kitabını okumak için beklettiğim edebiyat uyarlaması bir dizidir.
Haliyle bu hem kitap hem dizi yazısı, belki bir nevi karşılaştırmadır.

Kitabı okumak için bekletmemin en büyük nedeni çok güveniyor olmamdı.
Dizi görselleri çok ilgimi çekiyor, önce kitap diyordum. Kitap okumaya ise vaktim olmuyordu.
İyi ki olmamış ya. Ben kitabı hiç sevmedim. Zor anlaşılır haliyle sıkıcı bir kitap. Okuduğunuz zaman hiçbir sahne gözünüzde canlanmıyor, çoğu yeri tekrar tekrar okudum doğru mu anladım diye. Üstelik çok basit bir dil kullanılıyor. Keşke başka çevirisini bulmak mümkün olsa da karşılaştırma yapabilsem.
Ama iyi ki okumuşum, neden mi?
Çünkü okumayıp diziyi izleseydim çatlardım keşke kitabı okusaydım önce diye. Ve diziyi izledikten sonra kitabı okusaydım önce diziyi izlediğim için kitabı beğenmediğime yorardım.

Gelelim diziye.
Dizi sayesinde kitapta anlamadığım birçok şeyi anladım.
Ama dizi çok hızlı, kitap çok yavaş ilerliyor.
Mesela kitabın üçte ikisi bittikten sonra Demelza ile Ross.. Spoiler! biraz geç oldu ama siz zaten kitabı okumayacak diziyi izleyeceksiniz, dizide de ikinci bölümde hımm böyle olacak diye hissediyorsunuz, 3.bölümde hissettiğiniz oluyor :P

Sadece bu da değil mesela bir bölüm sonunda biri, hadi spoiler olmasın kim diyor söylemeyeyim; hamileyim, diyor sonraki bölümde bir bakıyorsunuz karnı burnunda. Bazen ertesi haftaya, bazen bir yıl sonrasına geçebiliyor bölüm aralarında. Ama bu güzel bir şey. Sıkılmıyorsunuz. Tabii senaryoda açık yakalarsınız da, hmm belki de bana öyle geldi, diye geçiştiriyorsunuz; çünkü geçen zamanı takip etmek ekstra efor istiyor :)
Ayrıca Poldark orijinal serisi 14 kitaptan mı ne oluşuyordu yanlış hatırlamıyorsam. İngilizlerin sezonları da kısa kısa oluyor biliyorsunuz, seneler senelerce sürerdi bunu yapmasalar.

Konusundan bahsetmeyeyim ya, sürpriz olsun.
Dönem dizilerini sevenler bayıla bayıla izler zaten, bu kadarını söylemek yeterli, bir de tabi görüşlerim. Onlar çok önemli 😂

Dizinin en sevdiğim özellikleri arasında, müstehcen sahnelerin olmayışı ve kadınların göğüslerinin dışarı fışkırmaması geliyor.
Bazı filmlerde kadınları göğüsleri neredeyse ağzına çıkmış şekilde görmüşsünüzdür.
Çok rahatsız edici.
Gerçi bu dizinin de son sezon finali beni sinir etti.
Bu sezon bir şans vereceğim ama son bölüm moralimi bozdu. Anlatamam spoiler olur.

Demelza'ya son bölüme kadar bayılıyordum. Saçları harika!




Kıyafetler zaten muazzam. Demelza'nınkiler en sönükleri bu arada.

Aslında Ross'u tip olarak çok beğeniyorlar ama ben pek hayranı sayılmam. İngilizden çok Latinlere benziyor. Gülünce de haylaz çocuklara. 😊
Bir de çok mikrofonik bir sesi var. Yapay geliyor bazen 🙈
Ama karakteri çok güzel.
Gerçi son şeylerde o da kızdırdı beni.
Neyse.

Diziyi izlemek isterseniz, şimdilik; dizipub/dizilab/diziay, online izleme sitelerinden izleyebilirsiniz. Üçünü de yazdım çünkü bazen birinde olmayan bölüm ötekisinde oluyor.
Hizmette sınır tanımıyorum.😎

Diğer karakterlerden, kıyafetlerden, şapkalardan bahsetmediğim için buruk bitiriyorum yazıyı ama çok uzun oldu, ne yapayım?
Mesela kimler okudu?
Peki izleyen/izleyecek olan var mı?

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Sarai

Şöyle rahat okunan bir kitap arayışındaydım ki, Sarai gözüme çarptı, yazık belki okunmayı bekliyor, gözüme çarpıp duruyordu.
Ancak ben biliyordum ki J. A. Redmerski sular seller gibi yazmıştır bir elime alsam yeterdi, hemen biterdi.
Ve öyle de oldu.

Sarai küçük yaşta annesi tarafından uyuştucu çetesinin başına verilmiştir. 9 yıldır zorla tutulduğu evden kaçmaya niyetlidir.
Victor soğukkanlı bir katildir ancak nedense Sarai, Victor'un kendisine yardım edeceğine emindir.

Çok çabuk okunan, tam yazlık bir kitap.
Bir günde, bilemediniz iki günde rahatlıkla okuyabilirsiniz.
Ancak mantık hataları yok değil.
En başta kaçışı biraz fazla kolay olmuyor mu?
Bu arada kitap bazen Sarai'nin, bazen Victor'un ağzından anlatılıyor. Redmerski bunu hep yapıyor.
Yanılmıyorsam bu seri 6 kitaptan oluşuyordu. Bu Sarai'nin ve tabii Victor'un hikayesi. İkinci Kitabın isminden yola çıkarak Sarai'nin Izabel'e dönüşünün anlatıldığını söyleyebilirim.
Ancak serinin devam kitaplarını okumaya pek niyetim yok 😊

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Ay Günlüğü Serisi

Marissa Meyer'in çok sevilen Ay günlüğü serisi:
Cinder
Scarlet
Cress
(Levana)
Winter 'dan oluşuyor.
Yazılarıma ilgilendiğiniz kitabın ismini tıklayarak gidebilirsiniz.
Ya da..
Ben sizler için youtube kanalımda paylaştığım ve seriye toplu bir bakış attığım videoyu buraya getirebilirim.
Ta da!!!



Youtube kanalıma üye olmak için sadece abone ol butonuna tıklamanız yeterli. Zaten oturumunuz açıktır. Bu üşenmeyin bence 😊
Siz izleyip, beğenip, yorum yaptıkça, abone oldukça, videolar ilgi çekiyor. İlgi çektikçe ben de mutlu oluyorum. Bence siz de kesin sevap kazanıyorsunuzdur, bir insanı mutlu ediyorsunuz nihayetinde, az mı?

17 Ağustos 2017 Perşembe

Türkiye Yıldızını Arasın

Senelerdir anlayamadığım üzerine düşündüğüm bir konuyu bugün artık sizlerle paylaşacağım. Çünkü belli ki bu konu beni uyutmamak için bu geceyi seçti. Saat gecenin ikisi ve ben, "neden?", diye soruyorum. Kendi kendime daha ne kadar konuşabilirim?  Bu hepimizin sorunu.

Habire şarkıcı bulma yarışmaları düzenleniyor, biri bitiyor öteki başlıyor.
Ancak hangisi şarkıcı oluyor?
Hangisini kabullenip dinliyoruz?
Gerci bu konulara eskisi gibi vakıf değilim, belki şimdi dinlediğim şarkılardan biri bu tip yarışmalardan çıkmış birine aittir ve haberim yoktur, olamaz mı? Gayet de mümkün.
Yalnız hangisi bir Beren Saat bir Engin Akyürek olabilir?

Yıllar önce Türkiye Yıldızını Arıyor diye bir program vardı. O programın kadın birincisi Beren Saat erkek birincisi Engin Akyürek. İkisi de o kadar başarılı oldular ki biz onların bu tip bir yetenek yarışmasından çıktıklarını bile unuttuk. Gerçi ben hiçbir işlerini izlemedim ikisinin de ama başarılı olduklarını söylemek için izlememe bile gerek yok, başarıları o derece 😄
Hatta şarkıcı olması beklenirken oyuncu olan birisi de var. Ki ona da nasıl güzel yakıştı oyunculuk, anlatamam.

Demek o ki şarkıcı bulma, bilmem ne arama programlarından bile oyuncu bulunuyorsa, neden oyuncu olmak isteyen genç yetenekleri arayan programlar yok?!
Şimdi..
Musadenizle yatacağım.
Lütfen bana hak verin.

15 Ağustos 2017 Salı

Kuşlar Yasına Gider

Ben daha önce hiç Hasan Ali Toptaş okumadım.
Kuşlar yasına gider isimli kitabı da o kadar çok gördüm ki sosyal medyada, başta merak ediyorken birden soğudum.
Bu kitapla tanışmamalıyım, dedim aslında. Kitap sitelerinde mütevazı yorumlardan sonra gene bu kitap tanışma kitabı olması gerektiğine karar verdim.

Beni oldukça düşündüren, üzen bir kitap oldu.
Bir aile hikayesi.
Ankara'da yaşayan bir oğulun Denizli'deki ailesiyle, babasıyla özellikle, ilgilenmesinin arkasında bir sürü de hikaye anlatılıyor.
Bu kitapta benim ilgimi çeken, annesi ve babası için elinden geleni yaparken kendisinin veya eşinin hiç şikayet etmemesi. Of pof etmemesi. Ama bak; hiç gerçekçi değil, hani nerede böyle söylenmeyen gelin mi var, demiyorsunuz. O kadar gerçek geliyor ki kadına dua edesiniz geliyor.
İster istemez dayılarım ve eşleri geliyor aklıma. 😒
Anlatabiliyor muyum?

Kitabı sevdim ama gene de bu kadar övülmesinden rahatsız oldum. Alakasız yorumlar okumuşum onu fark ettim bitirince.
Dürüstçe, yavaş akan bir kitap.
Öyle heyecanlı olaylı bir kitap değil. Bizden ve içten. Kullanılan kelimeler sizi de heveslendiriyor günlük hayatınıza yaymak istiyorsunuz. İnsan ilişkileri için örnek almak istiyorsunuz.

Arka kapakta yazan, 'Kadirşinas otlarının mırıltısını, of dememenin ilmini, eldeyken kıymetini bilmenin erdemini, ömürden giden günlerin sabrını okudukça zihnimiz, gönlümüz havalanıyor.' tanıtım yazısı ise kitabı okuduktan sonraki hissiyatınızın özeti şeklinde.

13 Ağustos 2017 Pazar

Everthing Everthing

Geçenlerde Everthing Everthing filminin vizyon öncesi özel gösterimine gittim.
Pena Yayınlarının davetlisi olarak 😎
Her Şey isimli Nicola Yoon kitabının film uyarlaması bu film.

Yazarın çok beğenilen ikinci kitabı Güneş de Bir Yıldızdır isimli kitabını da okuyup beğenmekle birlikte bu Her Şey benim için başka. O yüzden filmi çok merak ediyordum ama çok da ümitli değildim.
Bir de instagramda kısa tanıtım videolarına denk geliyordum dandik geliyordu. Kitabı okudum ya havam var tabii film versiyonunu sevmeyeceğim diye.

Özel gösterime de bu duygularla gittim tabii.
Şimdi size kitap - film karşılaştırması yapacağım.
Öncelikle film başlamadan evvel görüntü alamayacağımız konusunda uyarıldık ki bu gayet normal ama işin ilginci bir kişi yüzü seyircilere dönük tüm film boyunca cep telefonunu çıkaran oldu mu diye kontrol etti. Karanlıkta biz onun yüzünü göremiyoruz ama ekran bize yansıdığı için o bizimkini görebiliyor. Biri tarafından izlenilme düşüncesi ne kadar rahatsız edici değil mi? Hem o kişi için de çok sıkıcı bence. Ama demek ki gerekliydi.


Konusunu bilmeyenler için özet geçiyorum. Hastalığı nedeniyle evden çıkamayan bir kızımız var. dışarıdaki havayla teması bile ölümcül olabilir. Kıyafetleri falan radyasyonla temizleniyor. Annesi doktor ve annesi olmadığı zamanlarda özel hemşiresi onunla ilgileniyor. Kızın hayatı mahalleye yeni birilerinin taşınmasıyla değişiyor.. falan filan. Daha fazla anlatamam.


Öncelikle karakterler çok güzel olmuş. Maddy ve annesi siyahi, Olly -mahalleye yeni taşınan genç- beyaz amerikalı, Carla Latin güzeli bir hemşire. Kitaba uygun.
Ev.. ev mükemmel! Kitapta bu kadar güzel miydi? Muhteşem bir ev.
Tanışmaları, ilk görüşmeleri falan ufak farklılıklar var. Ancak çok şekerlerdi. Çok şekerlerdi!!!
Evet sevdim, yanlış anlamadınız.
Kitabı okumayanlar da benim kadar sever mi bilmiyorum, biraz yavaş gelebilir onlara. Sonuçta benim karakterlerle aramda bir bağ var.
Sadece.. hımm.. spoiler vermeden nasıl anlatabilirim bu kısmı.. anlatamam o yüzden uyarımı yapıyorum; dikkat spoiler!
~~
Olly ile Maddy'nin Hawaii'ye gittikten sonra filmin temposu bir anlık yükselse de sonra tekrar düşüyor. Oysa kitapta o kısımlar çok heyecanla ve endişeyle okunuyordu.
~~

Genel olarak temposu düşük bir film yani.
Ama gerçekten ben çok sevdim.
Tabii ki önce kitap, ille kitap.

10 Ağustos 2017 Perşembe

Winter | Ay Günlüğü Serisi 4

Geldik mi serinin son kitabına.
İlk kitap Cinder
ikinci kitap Scarlet
üçüncü kitap Cress
-Ara kitap Levana
dördüncü kitap Winter

Levana'yı da okudum ama okurken çok sıkıldım. Pek gerek yokmuş ona. Onun hikayesi keşke aralara serpiştirilseymiş de bu kitap olmasaymış.
Ona blog yazısı bile hazırlamadım bu yüzden.
Ben şey diye bekliyordum mesela, hani bu her kötünün kötü olma nedenini öğrenince biraz sempati de ona duyacağız ama yok yani. 
Sevimsiz geldi sevimsiz gidiyor Levana.

GeçelimWinter'a.

Winter benim en sevdiğim karakter oldu.
Hem deli, hem güzel, hem iyi.
Levana'nın üvey kızı. Yani aslında kraliyet kanı taşımıyor ama halk onu çok seviyor ve neticede prenses.
Scarlet önceki kitapta aylılar tarafından esir alınmıştı ya, Winter'ın evcil hayvanı oluyor. Kai topluluğa geri dönüp kaçırılmasıyla alakası olmadığını söylüyor ve Levana ile düğünü Ay'da yapalım diye teklif ediyor.
Bunun üzerine bu seferki maceralar ayda gerçekleşiyor.
Serinin en kalın kitabı. 800 sayfa. Buna rağmen 4 günde mi ne bitti. Çok zevkli, zekice hazırlanmış kurgusuyla tıkır tıkır ilerledi.

Serinin yine en sevdiğim kitabı da bu kitap oldu. Çok ara vererek okudum aslında seriyi bi istediğim tempoyu tutturamadım ama sonunda bitti.
Sanırım biraz daha gençken okusaydım bayılırdım. Gene çok sevdim de yani biraz gençlere yönelik bu da bir gerçek.
Masal uyarlamalarını çok seviyorum ve Marissa daha neler yazacak merak ediyorum doğrusu.
Diğer kitabını da Winter'ı alırken almıştım. 
Bakalım onu ne zaman okurum?
Aranızda seriyi okuyan/okumayı düşünen var mı?