10 Ekim 2017 Salı

Bir Başka Gökyüzü


Çok merak ettiğim bir kitaptı bu kitap.
Aslında okumaya da korkuyordum konusu itibariyle.
Görme engelli doğan bir çocuk ve onun için her şeyi göğüsleyen bir anne anlatılıyordu.

Twyla ve Dylan'nın çocukları Charlie kör doğuyor. Twyla ilk andan itibaren huzursuz hissetse de en başta bilmiyorlar. Ancak birkaç ay sonra anlaşılıyor.
İlk etapta ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Evladının gökyüzünü göremeyecek olmasını bir türlü kabullenemiyor anne. Ona olan sevgisi çok büyük. Görse de görmese de. Ancak yapılacak bir şey varsa da yapmak istiyor.
Tedaviler araştırıyor.
Riskli ve masraflı bir tedavisi mümkün.
Bu noktada ise herkes söz hakkı varmışçasına bu durumu kabullenmesini değiştirmeye çalışmamasını söylüyor. Hatta isimsiz mektuplar alıyor.
Bu kısımlar çok sinir edici.
Size ne ya, size ne?!
Ne demek tedavi imkanı varken tedavi etmesinmiş!
Çok fazla anlatıp tadını kaçırmak istemiyorum ama daha bir sürü olay var kitapta.
Anneleri derinden etkileyecek bir kitap olduğuna şüphem yok.
Empati kuran herkesi derinden etkiler aslında. Twla ise güçlü bir karakter.

Yazar Cath Weeks'in bir de baskıcı anneler ve çocuklarıyla ilgili bir kitabı varmış. Onu da çok merak ettim.Umarım dilimize çevrilir.

4 Ekim 2017 Çarşamba

Anne With an E

Çok tatlı bir dizi tavsiyesiyle buradayım yine.
Yazın izlediğim dizilerden biri. Bitmiş bir mini dizi sanıyordum, meğer devam eden bir diziymiş, heyecanla yeni bölümlerini bekliyorum.

Anne, ismini söylerken "e ile" demeyi unutmuyor. Anna değil Anne.
Çok şeker.
İnanılmaz tutkulu.
Hayattın, bizim kaçırdığımız, tüm güzelliklerini görüyor ve geniş edebi bilgisi sayesinde sadelikten uzak sözlerle bunu ifade etmekten kaçınmıyor.
Bu nedenle biraz garip karşılanıyor.
Bu arada kendisi bir yetim.
Daha önce hiç evlenmemiş kardeşler çiftlik işlerinde yardımcı olması için bir erkek evlat edineceklerken çıkan karışıklık sonunda Anne, Cuthbert kardeşlerin karşısına çıkıyor.
Evet ilk başta istemiyorlar ama..

Yeşilin kızı Anne çizgi filmini izleyen var mı bilmiyorum, benim pek çizgi film kültürüm yoktur ve ben izlememiştim, ama şimdi onu da izlemek istiyorum.

Çilleri ve harika tarçın saçlarıyla kalbinizi fethedecek. Ancak saçları konusunda o benimle aynı fikirde değil tabii..

İlk nerede gördüm bilmiyorum ama siz de tavsiye edenlere denk gelmişsinizdir, ben çok sevdim, etkilendim. Siz de seversiniz bence.




2 Ekim 2017 Pazartesi

Öğretmen

Her pazartesi bir kitap yorumu yazmaya çalışıyorum.
Bir hafta atlarsam ki atladığım oluyor, sene bitiyor ama ben tüm kitapları yorumlamamış oluyorum.
Bu da beni rahatsız ediyor. Çünkü maalesef okuduğum her kitap aklımda kalmıyor, keşke kalsa. Burada bulmak, o kitabı okurken neler hissetmişim bakıp hatırlamak kolayıma geliyor. Üstelik seviyorum.

Öğretmen isimli kitabı da ilk elime geçer geçmez okumak istemiştim. Sonra kızlarla beraber okuruz diye beklettim.
Eylül ayında da artık beraber okumaya niyetlendik ama okudular mı hiç haberim yok, sıkıştırıp durmak da istemediğimden ben yorumu giriyorum.

Bu ürpertici bir kitap.
Bir cinayetle açılıyor. Ne kurbanı ne de cinayeti işleyeni tanıyoruz. İntihar şeklinde olduğu için çok fazla yankı uyandırmıyor ama cinayete kurban giden şahısla bağlantısı olanlar mesajı alıyor. Mesajı alan diğerleri ise her biri öncekinden daha korkunç olmakla beraber cinayete kurban gidiyor.
Ortak bir geçmişe sahip bu kurbanların hangi hatası bu kadar korkunç bir şekilde katledilmelerine neden oluyor peki?
Katil kim?!

Kitabın kapağında 'Zekice. Ürpertici. Sürükleyici.' yazıyor. Cidden öyle.
Yalnız biliyorum yabancı isimlerle arası olmayanlar var aramızda. Bu kitapta da bir kişiden bazen adıyla bazen soyadıyla bahsediyor ya ben de çok sıkıntı çektim o konuda ne yalan söyleyeyim.
Bir de öğretmen, ne alaka? Cani bir öğretmen bekliyordum ben bu kitapta daha çok 😁
Sanırım katilin verdiği dersten ötürü bu isim.

Neyse, pek bu tarz önermiyordum, değil mi?
Polisiye, gerilim, korku.
Kış günleri için güzel bir alternatif oldu.

27 Eylül 2017 Çarşamba

The Legend of the Blue Sea

Bu diziyi son yazdığım kore dizilerinden önce izlememe rağmen blog yazsını yazmamıştım.
Lee Min Ho şıklığından bahsettik diye dizi yorumu yapmış olmayız.
Nilgüncüm dizinin sonunu sorunca, bu sonuca vardım.
(Hayal değil Nilgün ya, neden hayal olsun. Detayları yorumda konuşalım spoiler olmasın)
Ben yazmadan olmaz 😎
😂

Lee Min Ho tüm tatlılığıyla bir dolandırıcıyı canlandırıyordu bu dizide.
Ama benim izlemek istememin nedeni Lee Min Hoo değildi, başrol kızın hastasıyım!
Man From the Stars en sevdiğim diziler arasında, O dizide bu kızın canlandırdığı karakter de favori karakterlerimin arasında ilk sıralarda yer alır.
O kız, başrol deyip duruyorum ama adını bilmediğimden yazmıyorum 😂
Bu da benim Korelilerle imtihanım. Jun Ji Hyun 💕
Mükemmel bir oyuncu. Tartışmasız.


Jun Ji Hyun ise bir deniz kızını canlandırıyor. İspanya'da tanışıyorlar, Heo Joon Jae, kızı dolandırıyor sonra acıyor sonra ayrılamıyorlar falan.
Çok ayrıntıya girmek adetim değil biliyorsunuz ama zaten hatırlamıyorum  😂
Ama burada bir de konuk oyuncu faktörü var.
Yine acayip sevdiğim bir dizi olan Jealousy Incarnate'te oynayan oppa (ay birden ergen oldum) Jo Jung Suk da birkaç bölüm konuk oluyordu. Çok şekerdi.


Diziyi hevesle bekleyenler sanırım biraz hayal kırıklığına uğramış ama ben sevdim.
Tavsiye ederim.
Zaten Jun Ji Hyun'un olduğu bir dizi/film ne kadar kötü olabilir!
Evet o derece, kıps😉

Bağlantılara tıklayarak bahsi geçen yazılarımı okuyabilirsiniz.

25 Eylül 2017 Pazartesi

Bağdatın Solmuş Çiçekleri

Bu kitabı ben  A101'den 3.95 TL'ye aldım.😊
Hoşuma gideceğini düşündüm. Gitmese bile bu fiyata kaçmaz, dedim.
Alır almaz da okumaya başladım.
Zaten bir kitap ilk elime geçtiğinde okumazsam sonra başka kitaplar aldığımdan okumam bayağı gecikebiliyor.

Kitap Saddam rejimi sonrası Bağdat'ta sıradan hayatları anlatıyor.
Birbirini tanımayan ama bir şekilde yoları kesişen Malik ve Aadil'in ağzından anlatılıyor.
Malik, görüp geçirdikleri sıkıntılar karşısında bile iyimserliğini yitirmemiş, satış olmamasına rağmen harap olmuş dükkanların arasında harap olmamış dükkanını her sabah açan, gömleklerinin satılacağı günü bekleyen bir Bağdatlı.
Aadil ise Saddam'ın ordusunda bulunduğu için Amerikalılar Bağdat'ı ele geçirdiklerinde ordudan atılan bir anda işsiz kalan ailesini geçindirmek zorunda kalan ve yolu yanlış kişilere çıkan eski asker yeni mahkumdur.

Kitabın sade, iç burkan bir anlatımı var. Bir yerde patlatıp olaylar hızlanacak, dram dayanılmaz olacak, diye bekliyorsunuz. Tempo bir ara artacak gibi olurken tekrar eski temposuna dönüyor, siz de bir daha tempo yükselmez diye beklerken sonuysa sizi sarsıp bırakıyor.
Kitap bittiğinde elinizden bir şey gelmediğine yanıyorsunuz.
Nasıl bizim sahip olduğumuz sıradan normal hatta şikayet ettiğimiz günün sıradanlığına sahip olamayan insanlar olduğunu düşünüp nankörlüğünüze yanıyorsunuz.

Etkileyici bir kitaptı bence. Ama ne Saddam rejimini yerden yere vuruyor, ne Amerikalıları göklere çıkartıyor ya da yeriyor. Bu yandan da ilginçti bence.
Kitaptaki en kötü karakterin isminin ise Muhammed olması biraz algı operasyonu gibi geldi. Çünkü özellikle bunun bir önemi olmadığının altı çizilerek Muhammed ismine vurgu yapılıyordu.
Tek eleştirim bu ama bu da bence büyük bir eleştiri.
Son olarak kitabı 3.95'e alamamanıza üzüldüm.

20 Eylül 2017 Çarşamba

W Two Worlds

Hiç yapmadığım bir şey yapıp başladığım bir diziden bahsedeceğim bugün sizlere.
Hiç yapmadığım şey dizi izlemek değil elbette. Ya da burada dizi yorumlamak. Buna kim inanır?
Hiç yapmadığım şey instagramda bir fotoğraf görüp onun üzerine yorum morum bakmadan diziye izlemeye başlamam.

Çiftin bir fotoğrafı vardı gördüğüm görselde. Altında da, iki dünya arasında gidip gelen çift sizi de unutmadık, yazıyordu.
Ne?! İki dünya arasında gidip gelmek mi? hmmm.. fanstastik. Uzaylılar mı yoksa. Falan derken diziye başladımm.

Bahsedilen iki dünyadan biri tabii ki bizim yaşadığımız, diğeri de bir çizgi roman dünyası. Bölümleri internette yayınlanan ve adına webtoon denilen bir çizgi roman. Senelerdir devam eden ve fanatiklerinin olduğu bir çizgi roman.
Esas kızımız doktor, onun babası ise bu webtoonun yazarı.
Esas oğlan ise webtoon baş kahramanı.
Bir gün doktoru babasının yardımcılarından biri arar ve babasını hiçbir yerde bulamadığını söyler. Bunun üzerine doktor babasını ziyarete gider. Çizim yaptığı ekran bile açıktır. Henüz yayınlanmayan bölümde baş kahraman yerde kanlar içinde yatmaktadır. Ve doktor kendini birden o sahnenin içinde bulur. Çıktığında ise orada neler yaşadığını webtoon serisinde okuyacaktır.

Bu kadar anlatım yeter.
Anlaşıldı mı bilmiyorum.
Dizinin bence ilk on bölümü şahaneydi. Sonraki bölümlerinde artık biraz "fazla" gelmeye başladı. Nasıl toparlayacaklar falan merak ediyordum saçma geliyordu ama salakça gelmiyordu.
İlk bölümlerindeki bayılarak izlemelerim devam etmese de çok severek izlediğimi itiraf etmeliyim.
Bir de dizi bölümleri bir saat ya. Heyecanlı bir şeyler oluyor, Allah'tan daha bitmesine var, diyorum bir bakıyorum dizinin sonu gelmiş. Meğer bir saat geçmiş ben izlerken. O her bölümün bir saati nasıl böyle hızla geçip gidiyordu gram sıkmıyordu hayret ediyordum her bölüm bittiğinde. Haliyle en kısa sürede izlediği dizilerden biri oldu.


Tam bir webtoon karakteri tipiyle Lee Jong Suk esas oğlan, daha önce sanırım hiçbir dizide izlemediğim ancak bayılarak izlediğim Love 911 filminden Han Hyo-joo ise esas kız rolünde.
Normalde Lee Jong Suk kadar estetikli biri insana nasıl hoş gelir bilemiyorum ama tatlı bir çocuk. I Hear Your Voice'ta da tatlıydı. Burada da çok tatlı ve karizmatik. Özellikle saçlarını geriye taradığında. Ama dediğim gibi çok yapay da aynı zamanda. Neyse. Uzatmayayım çıkamam işin içinden.
Uyumlu bir çift olmuşlardı.

Başka yerde rastlamadığım için diziyi kendi keşfimmişçesine anlatasım var. Ama yeter. Bir dizi daha var aklımda, artık bir dizi daha izlersem onu izlerim ama benim yoğun dönemim ve vicdan azabım geri geldi. Siz de fazla izlemeyin.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Seninle

Size geçen hafta gittiğim anlık kısa tatilimde, bir çırpıda okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum; Seninle.

Bu kitap bende uzun süredir var aslında.
Hep son alınanları okumakla geçirdiğim için bazı kitaplar raflarda bekledikçe bekliyor. Keşke daha fazla okuyabilsem.

Okuduğum kitap bitmek üzereydi diye yazlığa giderken onu almayayım dedim gözüme de "seninle" ilişince aldım çıktım yola.

Seninle, türü itibariyle genç yetişkin kategorisindeymiş. Zaten kapağından anlamalıydım ama anlamadım. Kapağını da hiç sevmedim bu arada. Okuduktan sonra da sevmedim.
Ama kitabı çok sevdim. Çünkü bu tarz kitaplarda önemsenecek bir konu olmaz. Kafa dağıtır, pembe tutkulu bir aşk hikayesidir falan ama bu kitap, içinden cinselliği çıkardığınız zaman konusu sizi etkileyecek bir roman.

Kitap Nelly'nin ilk aşkını ve ilk aşkını elim bir kazada kaybettikten sonra abisi ile yakınlaşınca yaşadığı ikilem üzerine kurulu. Nelly önce çocukluk arkadaşı Kyle ile sevgili olmasını sonra onu nasıl kaybettiğini ve Kyle'ın abisi Colton ile işler nasıl buralara geldi onu anlatıyor. Arada ama nadiren anlatıcı değişip Colton oluyor.
Yazar bazen sayfalarca, keşke sansürlü yazsaydı, dediğiniz kısımlara yer vermiş. Sayfalarca :))
Özellikle ilk başlarda, madem asıl aşkın bu değil bari bunları kısa geçseydin, dediğim de oldu.
Ama bu türü sevenler bayılacaklardır buna eminim.
Şu anda kitapyurdu sitesinde de çok uyguna alabilirsiniz. 8,80 ne ya?! Harika!

Bence, madem anlatıcı olarak Colton'a da yer verecekti yazar, onun hikayesini de baştan onun ağzından dinleyebilirdik, daha güzel olurdu.

Tatile gitmeden evvel bana mesaj atıp soruyorsunuz ya, ne götüreyim yanımda, diye. Gelecek sene için unuturum belki ben siz unutmayın, şimdiden not alın.